26 Aralık 2020 Cumartesi

TEMSİL HEYETİ'NİN ANKARA'YA GELİŞİ 27 ARALIK 1919

 

Temsil Heyeti milli mücadelemizin önemli dönemlerinden birisidir.İlk olarak ERZURUM KONGRESİ'NDE kurulan ve bölgesel temsili olan heyet SİVAS KONGRESİ'NDE ulusal bir özellik kazanmış ve TBMM açılana kadar milli mücadelemizin karar mekanizması olmuştur.

27 Aralık 1919 günü Ankara'daki gelen heyet TBMM açılana kadar burada görevini sürdürmüştür.

25 Aralık 2020 Cuma

"GAZİ" ANTEP 'İN KURTULUŞU

 


KIRIM SÜRGÜNÜ VE KATLİAMI...

  


  Bugün sizlere maalesef yine Türkler'e yapılan bir sürgün ve soykırım olayından bahsedeceğiz.Yüzyıllarca hükmettikleri topraklara adalet ve hoşgörü getiren Türk devletleri bu topraklardan ayrılınca geriye kalan soydaşlarımız çok acıdır ki aynı hoşgörüyü hakim devletler tarafından görmemiştir ve hunharca ve canice katliamlar ve sürgünler yaşamıştır.

    Bunun bir örneği de KIRIM TATARLARI'NA uygulanan sürgün ve katliamdır.1783 yılında Kırım'ın Rus İmparatorluğunca ilhakıyla birçok kez Rus devlet adamları tarafından sürgün kararı konusunda görüşülmüştü. II. Dünya Savaşı'nın 1941 - 1944 yılları arasında Alman işgali altında olan Kırım'da, Kırım Tatarlarının bu zaman içerisinde Almanlar ile "iş birliği" içinde olduğu gerekçe gösterilerek 1944 yılında Sovyet hükûmeti tarafından toplu sürgün kararı çıkarıldı.



    1941, 1942 ve özellikle 1944 yıllarında SSCB yönetiminin kararıyla "Nazilere yardım etmeleri dolayısıyla" Almanlar, Ermeniler, Bulgarlar, Yunanlar, İtalyanlar, Macarlar ve Rumenler gibi Kırım Tatarları da Kırım’dan sürgün edildiler.

    Sürgünün büyük kısmı, 18 Mayıs 1944 tarihinde tüm Kırımlı yerleşim yerlerinde başladı.[4] Eyleme 32.000'den fazla NKVD(İçişleri Halk Komiserliği) birliği katıldı. Toplamda 193.865 Kırım Tatarı sürgün edildi. 151.136 kişi Özbekistan SSC'ye, 8.597 Mari ÖSSC'ye, 4.286 Kazakistan SSC'ye, geriye kalan 29,846 kişi ise Rusya SFSC'nin çeşitli oblastlarına sürgün edildi.

    Mayıstan 10 Kasım'a kadarki süreç içerisinde Özbekistan'a sürülen Kırım Tatarlarından 10.105 kişi açlıktan ölmüştür. NKVD verilere göre yaklaşık 30.000 (% 20) kişi, bir buçuk yıl içinde sürgünde öldü. Kırım Tatar aktivistlerin verilerine göre ise nüfusun yaklaşık %46'sı bu zaman içerisinde hayatını kaybetti.



Bize bugün demokrasi ve adalet dersi vermeye çalışan Avrupalı devletler ve Rusya önce kendi tarihlerindeki katliam ve soykırımlara dönüp bakmalı. Bugün hayatta olmayan milyonlarca insanımızdan -hiç olmazsa- özür dileme erdemi göstermelidir. 

24 Aralık 2020 Perşembe

YARINKİ KONUMUZ...KIRIM SÜRGÜNÜ.BU ACIYLA İLGİLİ YAZI VE GÖRÜŞLERİNİZİ BEKLİYORUZ....

 


KANLI NOEL NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

 







Unutma ey Türk...
Rumlar yüzlerce Türk’ü katletti!
Rumların 21-25 Aralık 1963’te esdirdiği terör tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçti
Tarih 20 Aralık 1963 gününü gösteriyordu. Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde gözleri’ni kan bürümüş EOKA’cı Rumlar, evlerine gitmekte olan Türk kadınların üstünü aramaya kalkıştı. Direnişle karşılaşan Rumlar, bunun üzerine, otomatik silâhlarla kalabalığın üzerine ateş açtı. Zeki Halil ve Cemaliye Emirali adlı iki Türk şehit düştü. 21 Aralık’ta ise Rumların Türk halkına olan kin ve nefreti patladı. Rumlar, Kıbrıs Türk mahallelerinde otomatik silâhlarla Türk avına çıktılar. Işık yanan evlere, işyerlerine ve gördükleri her canlıya ateş açtılar. Bir grup Türk, Lefkoşa Lisesi’nin bahçesinde katlimları telin ederken, EOKA çeteleri tarafından kurşunlandı. Türk mahallerinde taş üstünde taş bırakmayan Rumlar’ın bu vahşeti 25 Aralık’a kadar sürdü. Türk halkına yönelik başlatılan bu olayla “Kanlı Noel” olarak tarihe geçti.





Katliamın en acı olayı ise 24 Aralık akşamı yaşandı. O dönem binbaşı rütbesindeki Nihat İlhan’nın Kumsal’daki evine saldıran Rumlar, küvette saklanan İlhan’nın karısı ve 3 oğlunu vahşice katletti. Olayın yaşandığı ev içerdiği vahşet tablosu nedeniyle “Barbarlık Müzesi” haline getirildi.

BUGÜN BİZE TARİH VE MEDENİYET DERSİ VERMEYE ÇALIŞAN AVRUPALILAR O GÜN BU KATLİAMA SUS PUS OLDULAR.NEDEN?ŞEHİT OLANLAR TÜRK OLDUĞU İÇİN Mİ?




Tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen, Rumların Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama amacıyla 1963’te başlattığı silahlı saldırılarda can veren aziz şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz...

Tarih gazetesi

23 Aralık 2020 Çarşamba

GİZEMİN ŞEHRİ

 

Shahr-e Sukhta arkeolojik alanı Jiroft kültürüne ait Tunç Çağı'na ait bir alandır İran'ın güneydoğusunda,  Afganistan sınırına yakın bir konumdadır.

 


Shahr-e Sukhte gizem içinde gizem barındırıyor.  Bulunan mezarların% 90'ının kadınlara ait olmasıdır. Bazı bilim adamları, erkeklerin 35-45 yaşlarında ve kadınların 80 yaşlarında ve erkeklerden daha fazla oldukları konusunda inanılmaz keşiflerde bulundular. 

Mezarda bilinmeyen malzemeden yapılmış yapay gözü olan 35 yaşında bir kadın bulundu. Beyin ameliyatı izleri olan (Hydrocephalus) on üç yaşında olan bir  Kız da ameliyat oldu ve  hayatta kaldı ama bilinmeyen nedenlerle 6 ay sonra vefat etti. 

Bu antik kentin kadınlarının kentin kendisinde önemli bir rol oynaması mümkündür. Şehir 150 hektarın üzerine yayılmış ve M.Ö. 3200 yılında kurulmuştur 4 farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Elbette, bu şehir bir zamanlar o zamanın en önemli merkezlerinden biriydi ve burada bulunan birçok eser bize bunu anlatıyor. Nasıl yok edildi? Adın kendisi, muhtemelen şehrin bir kısmının yakıldığını ve geri kalanının terk edildiğini ve zamanın yıkımına bırakıldığını söylüyor. 

Fotoğraflar, 2014'ten bu yana UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan bu antik yerin sadece küçük bir bölümünü gösteriyor.

Dünya Tarihi ve Mitolojisi

BİRLİKTE TARİH YAZALIM...






Bize tarihsel bilgi ve araştırmalarınızı atın bloğumuzda yazarımız olun...

 



90 yıl önce bugün (23 Aralık 1930) Menemen’de Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile onun yardımına koşan Hasan ve Şevki isimli iki bekçi, şeriat yanlısı ayaklanmacılar tarafından katledildiler.

Bu olay bize bir kez daha gösterdi ki din diye önümüze sunulan ama İslam'la hiç alakası olmayan, bazılarının çıkar elde ettikleri skolastik düşünce yapısından kurtulmadıkça ,bu ve bunun gibi olaylar maalesef ülkemizde yaşanmaya devam edecektir.Dini kaynağından yani Kur'an-ı Kerim'den öğrenmek en doğru davranış olacaktır...

Saygıyla anıyoruz.

22 Aralık 2020 Salı

12 ADAYI NASIL KAYBETTİK







 EĞER ;

TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...

BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...

FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...

KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...

TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...

JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...

ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...

PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...

EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...


AMA HİÇBİR ŞEY OKUMAZSAN

Sana ne söylenirse ona inanırsın.

Hep başkasının sana sunduğu Hayatı yaşarsın,

Başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,

Seni herkes kandırır.

Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...

**


BELGE VE GERÇEKLİKTEN UZAK EGE ADALARI HAKKINDAKİ TARTIŞMALARA YUSUF HALAÇOĞLU'ndan "DERS NİTELİĞİNDE"

güzel bir bilgilendirme..!!! BUYURUN...


12 adaları 1912’de verdik.....

Nerde mi?

Lozan şehrinin Ouchy semtinde .


Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!

Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...


Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.

Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.


Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.

Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.

Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.

Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.

Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.


Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.


Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.

Bu adam kim mi?


TÜRK MİLLETİ bir milli mücadele verirken, KUVAYI MİLLİYE'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur.

Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.

12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.


Şimdi asıl olaya gelelim...

*Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı

Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir.

Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer.


Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan LOZAN BARIŞI ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya UŞİ denmiştir.*


İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve

*12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.*


Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.


*Bizim bildiğimiz LOZAN Anlaşması'nda ise bilakis EGE"de birçok ADA TÜRKİYE'ye geçmiştir*.


TÜRKİYE'YE LOZAN Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda YUNANİSTAN'A bırakılmıştır.*


Bugün Yunan papazların mangal yaptığı EGE ADALARI, Uluslararası anlaşmaya göre halen daha TÜRKLERİNDİR...


Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, MİLLETİMİZ bilgilendirilir...

YUSUF HALAÇOĞLU

21 Aralık 2020 Pazartesi

HEREDOT'A GÖRE MISIR






 Tarihçi Heredot’a göre, Eski Mısırlılar dünyanın en dindar insanlarıydılar. Ancak dinleri hak din değil, çok tanrılı sapkın bir dindi ve içinde bulundukları koyu tutuculuk sebebiyle bu sapkın dinlerinden bir türlü vazgeçemiyorlardı



Mısırlılar, bu doğal koşullar sayesinde dış ülkelerden soyutlandılar. Ancak geçen yüzyıllar, bu soyutlanmayı koyu bir taassuba dönüştürdü. Böylece Mısırlılar gelişmelere ve yeniliklere kapalı, dinleri konusunda son derece tutucu bir görünüm kazandılar

İTALYA'DA BASILAN FATİH MADALYONU

 






İstanbul'un ve daha birçok yerin fatihi FATİH SULTAN MEHMET HAN adına o dönemlerde İtalya'da basılan bir madalyon bulundu.

Ön yüzde: “İmperat[or] Mavmebet Asie ac Trapesvnzis Magne ove Gretie” yazıyor.
Türkçesi ise: Mora, Asya ve Trabzon İmparatoru.
Fatih’in boynunda Bellini’nin elinden çıkması muhtemel bir başka madalyon görüyoruz.
Arka yüzde ise Fars-İslam ya da Türk kültüründe yeri olmayan sembollere rastlamak mümkün. Elinde Tanrıça Nike’nin heykelini tutan Sultan’ın arkasındaki üç tutsağın her biri bir Bizans eyaletini sembolize ediyor.
Arabanın önünde iki Grek tanrısı daha görmek mümkün: Solda elinde üç dişli yabasıyla denizler ve fırtınalar tanrısı, atların eğiticisi Poseidon/Neptün ve sağda bereket tanrıçası Demeter/Kibele.

SALTUKLULARIN MİRASI: EMİR SALTUK TÜRBESİ




Saltuklular, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 1071-1202 yılları arasında hüküm sürmüş bir Türk Beyliği’dir. Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan, 1071 yılında Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra zaferin kazanılmasında yararlılık gösteren beylere kendi bölgelerinde beylik kurup Selçuklulara bağlı olarak yaşamalarına müsaade etmiştir. Alp Arslan’ın önemli komutanlarından biri olan Ebul Kasım Saltuk’a da Erzurum ve çevresi verilmiştir.
Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin güneyinde yer alan Emir Saltuk Türbesi, “Üç Kümbetler” adıyla bilinen yapı grubu içerisinde bulunmaktadır. Söz konusu kümbetler Anadolu Selçuklu mezar yapılarının en güzel örneklerinden birini teşkil eder. Kümbetin üzerinde yapım kitabesi mevcut olmadığından Emir Saltuk Kümbeti’nin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı kesin belli değildir. Emir Saltuk, Nisan 1168 yılında vefat etmiştir. Saltuklu soy kütüğünde iki Saltuk bulunmaktadır. Birincisi Ebul Kasım Saltuk, ikincisi ise İzzeddin Saltuk’tur. Kümbetin İzzeddin Saltuk için yapılmış olduğu kabul edilmektedir. 1591 tarihinde düzenlenen tahrir defterinde Sultan Melik Saltuk Gazi Türbesi olarak kaydedilmiştir.
Emir Saltuk Türbesi, dıştan ve içten sekizgen planlıdır. Üzeri içten kubbe, dıştan ise kubbe külah karışımı bir örtü ile kapatılmıştır. Yapı bağımsız ve iki katlıdır. Kümbetin inşasında kırmızı, beyaz ve gri olmak üzere farklı renkli kesme taş kullanılmıştır. Kamber taşı olarak bilinen kırmızı taş ve beyaz taş malzeme, kale içindeki tepsi minarede de görülmektedir. Gövde üçgen alınlıklarla tamamlandıktan sonra silindirik yapıya geçilmektedir. Beden duvarlarına kadar olan yüksekliği 9.00 metre, üçgen alınlıklara kadar olan yüksekliği ise 7.97m dir. Kümbetin pencereleri kalın ve kısa olup bir sütunla ikiz kemerli şekle dönüştürülmüştür. Pencerelerin paye başlıkları, çam kozalakları şeklinde işlenerek dış yapıya devinim kazandırılmıştır.
Emir Saltuk Kümbetinde süsleme eserin dışında toplanmıştır. Nişler içinde figürlü süsleme ve bitkisel bezemeler tasvir edilmiştir. Girişin sağındaki ilk nişten itibaren gövdeleri birbirine dolanmış iki ejder, kartal, tavşan benzeri bir hayvan, boynuzları arasında insan maskı bulunan boğa başı, bitkisel motif ve kartal başlı aslan gövdeli hayali yaratık yer almaktadır. Figürlü kompozisyonlar, Orta Asya Türk inancı ve yaşayışı ile ilgili mitolojik konuları yansıtmaktadır.
Mezar odası bölümünde pencere yoktur ve üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Bu bölüme içten giriş sağlanmaktadır. Emir Saltuk Türbesi, farklı cenaze odası uygulaması ile dönemi içerisinde tek örnektir.

Hazırlayan: Osman Kürşat SERTTÜRK

YOUTUBE KANALIMIZ

 



YOUTUBE KANALIMIZ DA YAKINDA HİZMETİNİZDE OLACAK...

GERİ DÖNÜYORUZ...

 


TARİH BİLİMİNİN IŞIĞI ALTINDA BELGELERLE TARİHİ BİLGİLERİ VE ÖĞRENCİLERİMİZE YÖNELİK TARİH DERSLERİYLE ARTIK YAYINDAYIZ.

BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİN...

TEMSİL HEYETİ'NİN ANKARA'YA GELİŞİ 27 ARALIK 1919

  Temsil Heyeti milli mücadelemizin önemli dönemlerinden birisidir.İlk olarak ERZURUM KONGRESİ'NDE kurulan ve bölgesel temsili olan heye...